Özel eğitim, engelli bireyleri çağrıştıran bir algı yaratmış olsa da mesele bundan çok daha kapsamlı bir yerden başlıyor. Özel eğitim, eğitimin en önemli ilkelerinden birisi olan ‘’bireysel farklılık’’ ilkesi üzerine kuruludur.
Özel eğitim; öğrenme biçimi, hızı ya da ihtiyaçları “ortalama” kabul edilen kalıpların dışında kalan herkesi kapsar. Yani bu; sadece fiziksel ya da zihinsel yetersizliği olan bireyler değil, aynı zamanda öğrenme güçlüğü yaşayan, dikkat eksikliği olan, otizm spektrumunda yer alan, işitme ya da görme kaybı bulunan bireyleri de içine alır. Hatta çoğu zaman gözden kaçırılan bir grup daha vardır: üstün yetenekli bireyler. Çünkü onların da farklı bir öğrenme hızına ve dolayısıyla farklı eğitsel ihtiyaçlara sahip oldukları unutulmamalıdır.
Ama işin en önemli kısmı -tüm bilinenlerin aksine-özel eğitim bir “etiket” değil, bir “ihtiyaca cevap verme biçimi”dir.
Bir çocuğun harfleri öğrenmesi biraz daha uzun sürebilir, bir başkası sınıfta oturmakta zorlanabilir, bir diğeri ise yaşıtlarından çok daha hızlı kavrayabilir. İşte özel eğitim tam burada devreye girer. “Herkes aynı şekilde öğrenmek zorunda değil” diyerek, her bireyin kendine özgü yolunu kabul eder. Her birey kendi yolunda, kendi yöntemiyle ve kendi hızında yürümektedir.
Özel gereksinimli birey özel eğitim ile kendi öğrenme biçiminde ve hiçkimse ile aynı olmak zorunda hissetmeden öğrenir. Özel eğitim, birilerini ayırmak için değil; aksine herkesin aynı hayata, aynı fırsatlara daha adil bir şekilde ulaşabilmesi için vardır. Çünkü gerçek eşitlik, herkese aynı şeyi vermek değil; herkesin ihtiyacı olanı verebilmektir.
Kısacası özel eğitim; “farklı” olanları değil, “kendine özgü” olanları kapsar. Ve aslında bu da hepimizi içine alan bir hikâyedir..
Yorumlar