Eğitim, bir toplumun sadece bilgi aktarma süreci değil, her bir çocuğun kendini emniyette hissettiği bir güvenli liman inşa etme çabasıdır. Ancak bugün okul koridorlarından yükselen şiddet sesleri, sadece çocukların değil, sistemin sarsılan temellerinin de gürültüsüdür.

Ailelerin "Sınırsız" Serbestliği ve Sorumluluk Kaybı

Modern ebeveynlikte sıkça karşılaştığımız "hiçbir sınırlama getirmeme" hali, ne yazık ki çocuklarda bir "başıboşluk" ve kural tanımazlık doğuruyor. Evde sınırları belirlenmemiş, her isteği anında karşılanmış veya tamamen ekranların insafına bırakılmış çocuklar; okulun ortak yaşam kurallarıyla karşılaştığında bunu bir engel olarak görüyor. Ailelerin, çocuklarını korumak adına okul disiplinine ve öğretmen kararlarına karşı takındığı "benim çocuğum yapmaz" veya "benim çocuğuma karışamazsınız" tavrı, şiddetin en büyük besleyicisi olan otorite boşluğunu yaratıyor.

Öğretmenin Sönen Işığı: Yok Olan Mesleki İtibar

Şiddet sarmalının en acı tarafı ise öğretmenlik mesleğinin içine itildiği itibar kaybıdır. Bir zamanlar toplumun rehberi olan öğretmen; bugün hem ailelerin müdahaleci tavrı hem de ekonomik ve sosyal statüsünün gerilemesiyle şiddetin açık hedefi haline gelmiştir. Bir mesleğin itibarı yok edildiğinde, o mesleğin inşa ettiği "saygı kültürü" de çöker. Öğretmenin sınıf üzerindeki manevi otoritesinin zayıflaması, akran zorbalığının ve online şiddet içeriklerine özenen gençlerin cesaret bulmasına zemin hazırlar. Oysa öğretmen güvenli değilse, öğrenci de asla güvende olamaz.

Akran Baskısı ve Dijital Zehir

Ergenlikteki "bir gruba ait olma" ihtiyacı, bu otorite boşluğunda tehlikeli bir yöne sapıyor. Online dünyada şiddeti güç simgesi olarak gören lider karakterlere özenen gençler, şiddeti bir "kendini kanıtlama" aracı olarak meşrulaştırıyor. Okul, bu dijital kirlilik karşısında steril kalması gereken "güvenli kale" vasfını yitirdikçe; vicdan yerini grubun acımasız onayına bırakıyor.

Kıranlara Selam Olsun

Tüm bu kuşatılmışlığa, ailelerin ilgisizliğine ve mesleğin uğradığı haksızlıklara rağmen; eğitimci olmanın inatçı bir tarafı var. Ülkü Tamer’in o sarsılmaz dizelerinde olduğu gibi:

"Kâğıdımız çaput bizim / Kefenimiz bulut bizim / Mesleğimiz umut bizim / Kıranlara selam olsun."

Bu dizeler, eğitimin kalbindeki o direnci hatırlatıyor. Şiddetle, dijital kirlilikle ve itibarsızlaştırma çabalarıyla kuşatılmış bir iklimde dahi; bir çocuğun gözündeki ışığı sönmekten kurtarmak ve ona "burada güvendesin" diyebilmek o "umut mesleğinin" en büyük zaferidir.

Eğitimi ve öğretmeni yeniden toplumun en güvenli ve en itibarlı kalesi yapmadığımız sürece, şiddet sarmalı sadece okulları değil, geleceğimizi de yutmaya devam edecektir.